top of page
  • Instagram

Bir Sanat Eserinin Karşısında Seni Önce Ne Durdurur?

4 Eki
3 dakikada okunur

Bir sanat eserinin karşısına geçtiğimizde her şeyi aynı anda görmeyiz. Eser oradadır; renkleri, çizgileri, biçimleri, yüzeyi, kompozisyonu ve ayrıntılarıyla bütündür. Fakat bakışımız bu bütünün içine belirli bir yerden girer. Bazen güçlü bir kırmızı bizi durdurur.Bazen bir figürün hareketi.Bazen şaşırtıcı derecede dengeli bir kompozisyon. Bazen de ancak yaklaştığımızda fark ettiğimiz küçücük bir ayrıntı.

Belki de bir sanat eseriyle kurduğumuz ilişkinin ilk ipucu tam burada saklıdır:

Önce neyi görüyoruz?


Renk: Gözün ilk karşılaşması

Bazı eserlerde biçimleri ayırt etmeden önce renk gelir.


Bir rengin diğerinin yanında nasıl değiştiğini, sıcak ve soğuk tonların birbirini nasıl etkilediğini ya da tek bir rengin bütün yüzeye nasıl hâkim olduğunu fark ederiz. Renk yalnızca nesneleri boyayan bir unsur değildir. Bir resmin atmosferini kurabilir, derinliği değiştirebilir, bir bölgeyi öne çıkarabilir veya doğrudan duygusal bir etki yaratabilir.


Fovistlerin doğadan bağımsızlaşan renklerinde bunu açıkça görürüz. Henri Matisse’in dünyasında yüzün yeşil olması mümkündür; çünkü rengin görevi yalnızca görünen dünyayı taklit etmek değildir. Mark Rothko’da ise neredeyse anlatının kendisi renktir. Büyük renk alanlarının karşısında önce “ne resmedilmiş?” sorusunu değil, rengin yarattığı etkiyi hissederiz.


Renge önce bakan göz çoğu zaman şunu sorar:

Bu renkler birbirine ne yapıyor?


eye-level view of a painter working on a colorful canvas
renk

Hareket: Gözün eser içinde yolculuğu

Bazı eserler bizi tek bir noktada tutmaz.


Bir çizgi başka bir çizgiye bağlanır, bir figürün hareketi diğerine geçer, kumaş kıvrımları yön değiştirir ve gözümüz farkında olmadan kompozisyonun içinde dolaşmaya başlar.


Barok sanat bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Bernini’nin heykellerinde bedenler yalnızca bir poz içinde değildir; dönüşür, kıvrılır, yükselir. Caravaggio’nun resimlerinde ışık bile hareketin parçasına dönüşebilir.

Fütüristler ise hareketi daha da ileri götürerek modern dünyanın hızını resmin temel meselelerinden biri hâline getirdiler.

Burada izleyiciyi durduran şey çoğu zaman tek bir biçim değil, biçimler arasındaki enerjidir.


Harekete duyarlı göz şunu takip eder:

Bakışım buradan sonra nereye gidiyor?


Düzen: Görünmeyen iskeleti fark etmek

Bir eserin etkileyici olması için kalabalık olması gerekmez.


Bazen bizi durduran şey tam tersine, her şeyin olması gereken yerde olduğu duygusudur. Figürlerin yerleşimi, boşlukların dağılımı, yatay ve dikeylerin ilişkisi, merkez ile çevre arasındaki denge… Bütün bunlar eserin görünmeyen mimarisini oluşturur.


Rönesans sanatında perspektif ve geometrik kuruluş yalnızca teknik meseleler değildi. Görünen dünyanın düzenlenebilir olduğu düşüncesinin de parçasıydı. Piero della Francesca’nın sakin kompozisyonlarından Mondrian’ın dikey ve yataylarına kadar çok farklı dönemlerde sanatçılar aynı temel problemle uğraştılar:

Bir yüzey nasıl düzenlenir?


Düzene önce bakan kişi eserdeki nesnelerden önce onların birbirleriyle kurduğu ilişkiyi görebilir.


high angle view of a modern interior design with artistic decorations
red

Ayrıntı: Yaklaştıkça açılan dünya

Bazı eserler uzaktan bütünüyle etkiler, bazıları ise bizi kendilerine yaklaştırır.


Bir kumaşın dokusu, küçük bir takı, arka plandaki neredeyse görünmez bir figür, ahşabın damarları, bir yüzey üzerindeki ince işçilik…

Ayrıntıya yönelen bakış eserin içinde küçük keşifler yapar.


Jan van Eyck’ın resimlerinde ışığın metal, kumaş, cam ve deri üzerinde farklı davranması yalnızca teknik ustalık değildir. Nesnelerin maddi dünyasını görünür hâle getirir. Bir Osmanlı minyatüründe mimari ayrıntılar, bir İznik çinisinde tekrar eden motifler ya da bir el yazmasının kenar süslemeleri de bakışı aynı şekilde yakına çağırabilir.


Ayrıntıya bakan göz sürekli yeni bir soru sorar:

Burada henüz fark etmediğim ne var?



Bakmak da kişisel bir seçimdir

İlginç olan şu: Aynı eserin karşısında duran iki kişi aynı şeyi görmeyebilir.


Biri rengin etkisini anlatırken diğeri kompozisyonun dengesinden söz edebilir. Bir başkası figürlerin hareketine kapılırken başka biri kimsenin fark etmediği küçük bir ayrıntıyı keşfedebilir.

Eser değişmemiştir.

Değişen, ona yönelen bakıştır.


Bu nedenle sanat eserine bakmak yalnızca sanatçı hakkında bilgi edinmenin bir yolu değildir. Kendi görsel dikkatimizi fark etmenin de yollarından biridir.


Bir müzede ya da sergide bundan sonra kendinize küçük bir soru sorabilirsiniz:

Bu eserin karşısında beni ilk durduran neydi?


Renk mi? Hareket mi? Düzen mi? Ayrıntı mı?

Sonra ikinci soruyu sorun:

Neden?

Belki sanatla kurduğumuz kişisel ilişkinin en ilginç kısmı tam da bu ikinci soruda başlar.


AVANZADEM · Sanat Seni Yakalar



KEŞFET

Yorumlar


bottom of page