Neden Bazı Şeylere Bakıp Geçeriz, Bazılarında Dururuz?
Her gün yüzlerce görüntü görüyoruz. Bir sandalye. Bir pencere. Masanın üzerinde duran bir bardak. Sokaktan geçen biri. Gökyüzünün bir anlığına aldığı renk. Çoğunun yanından geçiyoruz. Sonra aynı sandalye bir resmin ortasında karşımıza çıkıyor ve ona bakıyoruz.
Peki ne değişti?
Nesne mi, yoksa bizim ona bakma biçimimiz mi?
Sanat sıradan olanı seçer
Sanat tarihinin büyük bölümü olağanüstü konularla doludur: tanrılar, hükümdarlar, savaşlar, kutsal hikâyeler, kahramanlar…
Ama sanat yalnızca olağanüstü olanla ilgilenmedi.
Bir ekmek parçası, bir çift ayakkabı, boş bir oda, masa üzerindeki meyveler, çalışan insanlar, bir sokak köşesi de sanatın konusu oldu. Çünkü sanatçının yaptığı şeylerden biri seçmektir. Dünyanın geri kalanını bir anlığına dışarıda bırakır ve şöyle der:
Buraya bak.
O andan sonra sıradan bir nesne yalnızca kendisi olmaktan çıkar.

Bir nesnenin anlamı nasıl değişir?
17.yüzyıl Hollanda natürmortlarında masaların üzerinde meyveler, bardaklar, çiçekler, kumaşlar ve değerli eşyalar görürüz. İlk bakışta güzel nesnelerin bir araya getirildiği sahnelerdir. Fakat biraz daha uzun baktığımızda başka şeyler ortaya çıkmaya başlar.
Soyulmuş bir limonun kıvrılan kabuğu, devrilmiş bir bardak, solmaya başlayan bir çiçek…
Güzelliğin içine zaman girmiştir. Nesne artık yalnızca nesne değildir. Geçiciliği de anlatabilir. Zenginliği de.
Haz duygusunu da. Kaybetme ihtimalini de.
Sanat, nesneyi değiştirmeden ona bakışımızı değiştirmiştir.
Çerçeve neyi değiştirir?
Bir şeyi sanat eserinin içinde görmek aynı zamanda onu çevresindeki dünyadan ayırmak demektir.
Bir fotoğrafçı bunu kadrajla yapar.
Bir ressam tuvalin sınırlarıyla.
Bir tasarımcı boşlukla.
Bir müze ise nesneyi başka nesnelerden ayırarak.
Çerçevenin içinde kalan şey önem kazanır.
Bu yüzden sanat bazen yeni bir şey üretmekten çok, zaten orada bulunan bir şeyi yeniden görünür kılar.
Marcel Duchamp’ın 1917’de gündelik bir pisuvarı Fountain adıyla sanat bağlamına taşıması bu soruyu uç noktaya götürmüştü:
Bir nesneyi sanat yapan nedir?
El işçiliği mi?
Güzelliği mi?
Sanatçının seçimi mi?
İçinde bulunduğu bağlam mı?
Yoksa ona bakarken kurduğumuz düşünce mi?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktu.
Asıl değişen, sanatın sınırları hakkında düşünme biçimiydi.

Görmek biraz da ayırmaktır
Bu durum yalnızca müzelerde gerçekleşmez. Bir şehirde yürürken yüzlerce pencerenin önünden geçebiliriz. Fakat bir tanesinin oranı, rengi ya da eskimiş ahşabı dikkatimizi çeker. Bir mağazada onlarca kumaş arasından bir desene dokunmak isteriz. Bir odada bütün eşyaları görürüz ama gözümüz sürekli aynı vazoya döner.
Neden?
Çünkü görmek yalnızca gözün gerçekleştirdiği fiziksel bir işlem değildir.
Seçiyoruz.
Bazı biçimleri diğerlerinden ayırıyoruz.
Bazı renk ilişkilerini fark ediyoruz.
Bazı tekrarları seviyoruz.
Bazı düzensizliklerden rahatsız oluyoruz.
Bazen nedenini bilmiyoruz.
Ama bakışımız kararını çoktan vermiş oluyor.
Sanat bize yeni şeyler göstermeyebilir
Belki de sanatın en ilginç tarafı burada.
Her zaman daha önce hiç görmediğimiz bir şey göstermesine gerek yoktur.
Bazen tam tersini yapar:
Her gün gördüğümüz şeyi ilk kez görüyormuşuz gibi gösterir.
Bir sandalye yine sandalyedir. Bir pencere yine penceredir. Bir yüz yine yüzdür.
Fakat renk, ölçek, ışık, tekrar, boşluk ya da bağlam değiştiğinde bizim o nesneyle kurduğumuz ilişki de değişir.
Bu yüzden sanatın etkisi yalnızca eser karşısında geçirdiğimiz birkaç dakika değildir.
Dışarı çıktığımızda devam edebilir. Artık aynı sokağa başka türlü bakabiliriz. Daha önce önemsiz bulduğumuz bir ayrıntıyı fark edebiliriz. Bir rengin diğerinin yanında nasıl değiştiğini görebiliriz.
Ve belki en önemlisi, kendimize şu soruyu sormaya başlayabiliriz:
Ben neden tam olarak buna baktım?
Çünkü bazen sanat bizi yeni bir dünyaya götürmez.
Zaten içinde yaşadığımız dünyayı yeniden fark ettirir.
AVANZADEM — Sanat Seni Yakalar.
KEŞFET



Yorumlar